Page 83 - Sitomegalovirüs Tanı, Tedavi Uzlaşı Raporu
P. 83

KAN TRANSFÜZYONU ve CMV


               Giriş


                      Kan  ve  kan  bileşenlerinin  transfüzyonu  yolu  ile  CMV  bulaşı  özellikle
               immünkompromize  CMV-seronegatif  hastalar  için  önemini  halen  korumaktadır  (183).

               Transfüzyon-ilişkili  CMV  (Tİ-CMV),  ilk  olarak  1966  yılında  Kääriäinen  ve  arkadaşları
               tarafından  kardiak  cerrahi  uygulanan  bir  hastada  tam  kan  transfüzyonunu  takiben  gelişen
               mononükleozis-benzeri  sendrom  kliniğinin  ortaya  çıkması  sonucu  tanımlanmıştır.  1990’lı

               yıllardan  itibaren  lökoredüksiyon  ve  kan  bileşenlerinin  seronegatif  bağışçılardan  elde
               edilmesi  ile  beraber  özellikle  riskli  grupta  yer  alan  hastalar  için  Tİ-CMV  riski  giderek
               azalmıştır (184).


               Tİ-CMV için Riskli Hasta Grupları:

                      Farklı birçok hastalık grubunda yer alan kişiler Tİ-CMV’ye duyarlı olup CMV hastalığı
               geçirme  potansiyeline  sahiptirler.  Bu  hastaların  birçoğu  seronegatif  ve  immünkompromize

               olmakla birlikte Tİ-CMV gelişme riski hasta grupları arasında farklılık göstermektedir. Öyle ki,
               farklı merkezlerde aynı hastalık grubunda yer alan hastalarda bile değişik klinik sonuçların

               görülmesi Tİ-CMV gelişebilmesi için bağışçı ve hasta düzeyinde farklı ve karmaşık faktörlerin
               etkili  olduğunu  göstermektedir.  Dolayısıyla,  her  bir  CMV  seropozitif  (ve/veya  CMV
               seronegatif ya da lökoredükte) bileşenin transfüzyonu başına ortaya çıkan CMV bulaş riski

               de her zaman aynı olmamaktadır. Bununla birlikte transfüze edilen bağışçı lenfositleri alıcıda
               ne kadar uzun süre hayatta kalırsa CMV reaktivasyon riskinin de o kadar arttığı bilinmektedir.
               İmmünokompetan kişilerde bu süre 1-2 gün ile sınırlıyken fetüsler, yenidoğanlar ve bağışçı

               spesifik  (HLA-uyumlu)  renal  transplantasyon  adaylarında  lenfositlerin  daha  uzun  süreler
               canlılığını  koruyabildiği  gösterilmiştir.  Ayrıca,  transfüzyon  öncesi  seropozitif  olan  hastalara
               seronegatif kan bileşeni vermek Tİ-CMV gelişimini engellemez. Çünkü bu hastaların çoğunda

               allojenik transfüzyonun etkisiyle kendi mononükleer hücrelerinde latent fazda olan CMV’ler
               reaktivasyona uğrayabilmektedir (185).


                      Risk grubunda yer alan hastalar şu şekilde sınıflandırılabilir (186,187);

                   −  CMV serolojik profiline bakılmaksızın, gebelik esnasında (doğum işlemi hariç) elektif
                      transfüzyon ihtiyacı duyulan kadınlar

                   −  Beklenen  doğum  tarihinden  itibaren  28  gün  sonrasına  kadarki  dönemde  yenidoğan
                      hastalar  (Örneğin,  bir  infantın  beklenen  doğum  tarihinin  üzerinden  4  hafta  geçtiyse

                      CMV-negatif bileşen gereksinimi ortadan kalkar)
                   −  İnrauterin transfüzyon alıcıları


                                                                                                       83
   78   79   80   81   82   83   84   85   86   87   88