Page 85 - Sitomegalovirüs Tanı, Tedavi Uzlaşı Raporu
P. 85
azalmakta ancak latent CMV enfeksiyonun en sık kaynağı olarak görülen lenfosit sayısı
rölatif olarak artmaktadır. Bununla birlikte eğer CMV, lenfosit yerine monosit ve granülosit
hücrelerinde bulunuyorsa depolama süresinin uzamasıyla birlikte bu hücrelerin intakt
kalamamasına bağlı olarak enfeksiyon gelişme riskinin azalması beklenir. Beyaz küre içeren
hücresel kan bileşenlerinin saklanması esnasında ortama salınan pro-inflamatuvar sitokinler
de hücresel differensiasyonu ve viral replikasyonu indükleyerek Tİ-CMV riskinin artmasına
neden olur. Ayrıca, çok sayıda kan bileşenin transfüzyonuna bağlı olarak bağışçıya ait sağ
kalan lenfosit sayısının rölatif olarak artması da enfeksiyon riskini yükselten bir diğer etkendir
(185).
Tİ-CMV Riskini Düşürmek için Kullanılan Yöntemler
Lökosit sayısının azaltılması (Lökoredüksiyon):
Yetmişli yılların ortalarından itibaren tam kanın lökosit filtrasyonu ile Tİ-CMV riskinin
azaltılabileceği gösterilmiştir. Günümüzde kullanılan lökosit filtreleri, lökosit sayısında 4
log10’a kadar bir azalma sağlamaktadır. Bu filtreler sayesinde bir ünite kan bileşeninde
6
1x10 ’den daha az sayıda lökosit kalmaktadır. Aferez ya da filtrasyon yoluyla lökoredüksiyon
yapıldığında bileşenlerin %99,9’unda 500 genome-equivalents/mL (GE/mL)’den daha az
miktarda CMV DNA kalmaktadır. Filtrasyon yolu ile lökoredüksiyon sonrası periferal
mononükleer hücrelerdeki latent CMV’lerin kopya sayısında 2-3 log10’luk bir azalma sağlanır
ancak hücresel içerikli kan bileşenlerinden CMV tamamen temizlenemez. Sonuç olarak
lökoredüksiyon işlemi ile Tİ-CMV gelişme riskinde %92 oranında azalma sağlanmaktadır
(183).
Lökoredüksiyon işlemi “CMV güvenli” (lökoredükte ve/veya CMV-seronegatif)” kan
bileşenine ulaşmada tek kaynak olarak kabul edildiğinde seronegatif bağışçı arama yoluna
gidilmediği için stok yönetimi açısından hem kan merkezlerinin hem de tedarikçilerin işi
büyük oranda kolaylaşmaktadır. Ayrıca, serolojik testler ve seronegatif bileşenlerin ihtiyaç
duyulan merkezlere yönlendirilmesine bağlı oluşabilecek ilave masrafların da önüne geçilmiş
olunmaktadır. Lökoferez işlemi, Tİ-CMV riskinin azaltılmasının ötesinde ek transfüzyon
güvenliği de sağlamaktadır. Örneğin, filtrasyon işlemiyle transfüzyon ilişkili akut akciğer
hasarı (Transfusion-related acute lung injury-TRALI) gelişiminde rol oynayan bağışçıya ait
HLA antikorların geçişi de önemli ölçüde engellenmiş olur. Lököfiltrasyon işleminin
dezavantajı olarak değerlendirilebilecek hususlar ise filtrasyon işleminde teknik nedenlerle
başarısız olunması ve hücrelerden bağımsız olarak plazmada serbest olarak dolaşan
CMV‘lere bağlı bulaşın bu yöntemle önlenememesidir (186,188).
85

